Ağıt, ölen kişinin ardından ezgiyle söylenen sözlere, yas törenlerinde söylenen şiir, şarkı ve türkülere verilen addır (DİA, “Ağıt”, c. 1, s. 470). Kubbealtı Lugatı ağıdı “Bir ölünün ardından onun iyiliklerini, meziyetlerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren ve makamla okunan şiir, mersiye” diye tanımlar; kelimenin kökenini “ağlama” anlamında ses taklidi olarak gösterir. DİA’da Süleyman Uludağ da kelimenin anlamının “ağlama” olduğunu yazar (c. 1, s. 470).
Mahmut Ragıp Gazimihal Musiki Sözlüğü‘nde ağıdı şöyle tanımlar: “Ezgiyle mersiye söyleyip ağlaşmak; cenazeden sonra yapılan bir köylü âdeti, bir nevi acık ve anış göreneğidir; o an söylenen şeyin adı da ağıt ve söyleyen ağıtçı’dır.” (s. 3)
Eski kaynaklarda
Gazimihal’e göre “Türk ağıtçılığının menşei asyaîdir”; ağıt en eski kaynaklarda anılır, örneği “Orhun yazıtlarındaki «sagu» kaydı”dır. Gazimihal, Şamanlıkta geleneğin yaşadığı gibi Anadolu’da da “Sağıt = Ağıt” göreneğinin yaygın olduğunu yazar (s. 3). DİA’nın iki bölüm yazarı bu konuyu farklı terimlerle anlatır: – Süleyman Uludağ’a göre eski Türklerde matem âyinlerine yuğ, ağıtlara sagu denirdi; Orhon yazıtlarında, Dede Korkut Hikâyeleri’nde ve Dîvânü lugāti’t-Türk‘te bu konuda bilgiler ve sagu örnekleri vardır (c. 1, s. 470-472). – Süleyman Şenel’e göre ise tür Orhon yazıtlarında yuğ ve sığıt adıyla geçer; Dîvânü lugāti’t-Türk‘teki Alp Er Tonga sagusu ilk örnek sayılabilir (c. 1, s. 472-473).
Yazıtlarda hangi kelimenin geçtiği konusunda Gazimihal (“sagu”) ile Şenel (“yuğ ve sığıt”) ayrılır. Teyit bekliyor: Orhon yazıtlarındaki kelimenin biçimi; yazıtların bir neşriyle karşılaştırılmadı.
Gazimihal, Antikçağ’daki “ağlayıcılar” geleneğinin bazı Avrupa halk topluluklarında yaşadığını yazar; örnek olarak Korsika’ya özgü vocero sözünü verir. Ona göre bu irticalî cenaze şarkısının çoğulu voceri, söyleyen kadının adı voceratrice‘dir. Mersiyehân, nevhager gibi adları da öteki Doğu dillerindeki karşılıklar arasında sayar (s. 3).
Ezgi ve icra
DİA’da Süleyman Şenel’e göre ağıtların ezgileri, söyleyenin hafızasında eskiden kalan bir çeşit “melodi kalıpları”dır; ağıt yakmak, yas töreninde ağıdı yakanın hafızasındaki mahallî melodi kalıplarına söz döşemesidir. Bu yüzden ezgi kalıpları hem bölgenin ritim, melodi, diyalekt, tavır ve üslup özelliklerini hem de söyleyenin kişisel üslubunu taşır (c. 1, s. 472-473).
Aynı bölüme göre tamamen serbest ritimle söylenen ağıtlar Türk halk müziğinin uzun hava formu içinde sayılır. Tiz seslerden başlayıp çoğunlukla inici bir seyir izleyen bu ağıtların ses genişliği genel olarak bir oktav kadardır; son bölümlerde karar sesine hızlı düşüşler ortak özellikleridir. Kırık hava tarzında, düzenli ritimli ağıtlar da vardır. Derlenmiş türkülerin bir kısmı konu bakımından ağıttır; Şenel bunu ağıtların zamanla türküye dönüştüğünün göstergesi sayar (c. 1, s. 472-473).
Gazimihal de sözleri nesir ve irticâl halinde olan, sazsız ve tartımsız ağıt sesinin “her bölgede mahallî birer ağızı” bulunduğunu, tiplerinin karşılaştırılmasının ise henüz yapılmadığını yazar (s. 3).
Ağıt ve mersiye
Gazimihal, “ağıtçılığın bizdeki en geniş ve yaygın edebî şekli”nin Mevlid ve onun icra töreni olduğu görüşündedir: aruzlu sözlerin ezgisi irticalî ve tartımsızdır, ama kısımların makamları yaşlı mevlidhanlar arasında gelenek halinde az çok bellidir (s. 3).
DİA’da Şenel ise ağıtla divan şiirindeki mersiyeyi ayırır: ikisi hüzün ve kederi ortak tema olarak kullanır, ama yapı, mahiyet ve söyleniş bakımından birbirinden tamamen ayrıdır. Ağıtların çoğu anonimdir, mersiyenin şairi bellidir; mersiye yalnız ölen biri için söylenir, ağıt ise doğal bir felâket, gelin olan kız ya da hapse düşen biri için de söylenebilir (c. 1, s. 472-473). Kubbealtı tanımı ise ağıdın birinci anlamına “mersiye” karşılığını verir.
Deyimler
Gazimihal ağıtmak, ağıt etmek ve ağıt tutmak‘ı ağıtlamanın değişik ifadeleri olarak verir ve maddeyi “Ağıt; Nenye — Nénies” karşılıklarıyla bitirir (s. 3). Kubbealtı Lugatı ağıt düzmek, ağıt söylemek, ağıt tutmak ve ağıt yakmak deyimlerini “ölen bir kimsenin veya acıklı bir olayın ardından şiir söylemek” anlamında kaydeder.
Doğrulama notları
- Teyit bekliyor: Orhon yazıtlarında ağıt için geçen kelime. Gazimihal “sagu” (s. 3), DİA’da Şenel “yuğ ve sığıt” (c. 1, s. 472-473) der; Uludağ yazıtları sagu örnekleri bulunan kaynaklar arasında sayar (c. 1, s. 470-472). Yazıtların bir neşri görülmedi.
- Mevlid’in ağıtçılığın en yaygın edebî şekli olduğu görüşü yalnız Gazimihal’e (s. 3) dayanıyor; görüş olarak aktarıldı.
- Vocero, voceri, voceratrice biçimleri Gazimihal’den (s. 3) sayfa görüntüsüyle karşılaştırılarak alındı; ikinci bir kaynakla teyit edilmedi.
- DİA künyesindeki sayfalar maddenin bölümlerine göre verildi; bölüm içindeki tek tek hükümlerin baskı sayfası web metninden belirlenemedi.
Kaynaklar
- Süleyman Uludağ, “Ağıt”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 470-472, https://islamansiklopedisi.org.tr/agit
- Süleyman Şenel, “Ağıt” (2. bölüm; ara başlıkları “Türk Edebiyatında Ağıt” ve “Türk Mûsikisinde Ağıt”), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 472-473, https://islamansiklopedisi.org.tr/agit#2
- ağıt · Bir ölünün ardından onun iyiliklerini, meziyetlerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren ve makamla okunan şiir, mersiye. — Kubbealtı Lugatı
- Mahmut R. Gazimihal, Musiki Sözlüğü, İstanbul: Millî Eğitim Basımevi, 1961, s. 3 (“Ağıt” maddesi).
© 2026 Musiki Lugatı. Bu madde Musiki Lugatı’na aittir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunur. Kaynak ve bağlantı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayımlanamaz, çoğaltılamaz. Alıntı için: Ağıt — Musiki Lugatı.