Zeki Ârif Ataergin kimdir?

Doğum Tarihi: 1896
Doğum Yeri: İstanbul
Ölüm Tarihi: 03.01.1964
Defnedildiği Yer: İstanbul – Karacaahmed Mezarlığı

Zeki Ârif Ataergin 1896 yılında İstanbul’ da doğdu. Asıl adı Sâlih Zeki’ dir. Ataları Zindan Kulesi civarında türbesi bulunan “Sâdât-ı Hüseyniyye’ den Baba Câfer soyuna dayanıyor. Dönemin mandalsız kanun icrasında ün kazanmış meşhur mûsıkîşinaslarından Yemen Posta Telgraf başkâtibi merhum Kanunî Hacı Ârif Bey’ in oğlu olmasından dolayı daha çok “Zeki Ârif” adıyla anılmıştır. İlk tahsilini Akaretler semtindeki Âfitâb-ı Maârif Mektebi’nde orta tahsilini Vefâ Sultânisi’ nde yaptıktan sonra yüksek öğrenimini günümüzdeki ismi İstanbul Hukuk Fakültesi olan Mekteb-i Hukukî Şâhâne’de tamamladı. Bu arada babası görevi gereği Yemen’ e tayin edildiğinden bir süre ailesi ile birlikte başkent San’ a da bulundu. Mezuniyetinden sonra bu sahada hâkimlik, avukatlık, savcılık ve baro başkanlığı gibi çeşitli görevlerde bulundu. Bir hukuk adamı olarak son görevi ise 1952’ de tayin edildiği Fatih Noterliği’ dir. Bu mevkiden emekliye ayrılan Zeki Ârif Ataergin’ in 3 Ocak 1964 günü her Cuma olduğu gibi, bağlı bulunduğu Üsküdar Doğancılar’daki Mehmed Nasûhî Camii’ ne Cuma namazını edâ etmek üzere, tramvayla Üsküdar’ a giderken yolda kalp krizi geçirerek vefat etti. 5 Ocak günü Kadıköy Osmanağa Camii’ nden alınarak Karacaahmed mezarlığına defnedilmiştir. İkbâl Hanım’ la evli olan Zeki Ârif Bey’ in Nüveyre, Betül, Gönül isminde üç kızı; Sabûhî ve küçük yaşta vefat eden Nasûhî isminde iki erkek evlâdı vardı.

Sesinin güzelliği daha çocukluk yıllarında babası Kanunî Hacı Ârif Bey’ in dikkatini çekmiş, beş- altı yaşlarında iken mûsıkî yönünden kendisiyle ilk olarak babası ilgilenmiştir. Bu manâda kendisine kanto formunda hicaz makamında ve düyek usûlünde “Doğru söyle sever misin?, sevdiğimi bilir misin?”güfteli eseri meşk etmiş, akşamları eve geldiğinde “Zeki! Benim şarkımı oku bakayım” diyerek küçük Zeki’ ye bu kantoyu okutur, dinlerken gözleri yaşaracak şekilde duygulanırmış. Sâlih Zeki çocukluğunda sadece kanto formunda eserler geçmiştir.

Daha çocukluk yaşlarında babasının himayesinde mûsıkî dünyasını yakından tanımış olan Zeki Bey, Tanburî Cemil Bey, Kemençevî Vasilâki, Udî Nevres Bey, Hânende Hüsameddin Bey, Leon Hancıyan, Ahmed Irsoy, Bestenigâr Ziyâ Bey, Hâfız Osman gibi ünlü mûsıkî üstadlarını tanıyarak kendisini bu alanda geliştirme fırsatı buldu. Babası hemen hemen her meclise oğlunu da götürür, mûsıkîmize olan ilgisini arttırmasına teşvik ederdi.

Babası Kanunî Hacı Ârif Bey’ in Yemen’ de vefatının ardından sonra, bestekâr kemanî Seyyid Abdülkâdir Töre ile tanışarak kendsinin ifadesiyle mûsıkî vadisinde şahsiyetini ondan sağladığı istifadelerle kazanmıştır. Neyzen Tevfik Kolaylı’ nın “Senin yerin Dellâlzâdelerin yanı” diyerek onun mûsıkîde müstesnâ yerini, zengin oktavlı güçlü ve kıvrak bir hançereye sahip olan Zeki Ârif Bey, sesinin bu özelliğini eserlerine de yansıttığı görülür. Bu mânâda âhenkli ve zengin bir melodik yapıya sahip olan eserlerinin, güçlü bir icra ve tavır gerektirdiği hususunda mûsıkî otoriteleri birleşir.

Alâeddin Yavaşca ve Zeki Ârif Ataergin

Öğrencisi Alâeddin Yavaşca, hocasının bestekârlığı hakkında şunları söylemektedir:

“Türk mûsıkîsi bestekârlığı yönünden ölçülere sığmayacak derecede farklı bir mevkiye sahiptir. Çağdaş bestecilerin kolay ve harcıâlem yolu seçme çabası yanında Zeki Ârif Bey; Sipihr, Dilkeşhâverân, Eviçbûselik gibi ancak mûsıkî kültürü gelişmiş kimselere hitap eden nâdide makamlarda seleflerinin tesirinden âzâde, belirli bir özellik taşıyan çok olgun eserler vermiştir. Eserlerinde daha ilk bakışta alışılmamış bir melodi zenginliği göze çarpar. Türk mûsıkîsi beste şekillerinin en küçüğü olan şarkılarda dahi, şed ve modilasyon bakımından akla hayale gelmeyen sürprizler yapmış ve bu sürprizleri müstesnâ kabiliyetinin kendisine verdiği büyük maharetle, en ufak aksaklığa meydan bırakmayacak derecede birbirine yakıştırmıştır. İşte büyüklüğü buradadır.

Bestekârın tespit edebildiğimiz 211 eserinden 160’ ının notası repertuar arşivlerimizde mevcuttur. Eserlerinin 202’ ü sözlü, 9 eseri ise saz eseri olup, sözlü eserlerinin 183’ ü şarkı, 9’ u dini mûsıkî sahasında, 5 beste, 3 ağır semâî, 2 eseri ise yürük semâî formundadır.

Eski tarz okuyuş üslûbunun son temsilcilerinden olan Zeki Ârif Ataergin, gazel formunda döneminin önemli üstadları arasında yer almaktadır. Hançeresi kıvrak, zengin oktavlı ve ses aralığı içerisinde bulunan pest ve tiz perdeleri aynı güçte verebilen âhenkli ve parlak bir sesi vardı.

Kızı Gönül Hanım , Feriha Tunceli, Zeki Müren ve Zeki Ârif Ataergin Göztepe’ deki evlerinin bahçesinde

Zeki Ârif Bey, bestekârlık ve hanendeliğinin yanısıra birçok talebe yetiştirmiştir. Kendisinin en önemli talebesi Alâeddin Yavaşca’ dır. Bunun dışında Müzeyyen Senar, Sâdi Hoşses ve Feriha Tunceli de Zeki Ârif Ataergin’ in önemli talebeleri arasında yer almaktadır. XX. yüzyıl mûsıkîsine gerek bestekârlığı gerekse hânendeliği ile damgasını vuran Zeki Ârif Bey, Hacı Kerâmeddin Efendi’ nin vefat tarihi olan 1934 yılından itibaren otuz yıl kadar Nasûhî Dergâh-ı şerifinin hizmetini yürütmek sûretiyle çevresindeki insanların kalp gözünün açılmasına vesile olmuştur.

Kendisini yakından tanıyan ve ondan ders almış kimseler, onun duygulu, çocukluk sâfiyetinde, alçak gönüllü, gösterişten âzâde, terbiyeli, nâzik, çelebi mizaçlı, dini bütün, engin tasavvuf kültürüne sahip bir zât olduğunu söylerler.

Yazıyı Hazırlayan : İsmail İlker Cansevdi

Yararlandığım kaynaklar:
🔸  Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Anabilim Dalı. İslam Tarihi Ve Sanatları Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Bestekâr Zeki Ârif Ataergin Hayatı Ve Eserleri – Yazar: İsmail İlker Cansevdi
Yüksek Lisans Tezi’nin tamamını okumak için tıklayınız.