Saklı Güfteler – Bülbülü Dem-beste Etdi Nâle vü Feryâd-ı Dil

İrtihâlinin 135 nci sene-i devriyesinde büyük şarkı bestekârı-hânende Hacı Ârif Bey’in (1831-28 Haziran 1885) bilinen şarkılarını -latin harfleriyle- bilinmeyen ve/veya yayımlanmamış güfteleriyle sizlere  sunmaya devam ediyoruz.

Bu yazımızda Hacı Ârif Bey’in “Bülbülü dem-beste etdi nâle vü feryâd-ı dil…” ilk mısralı Nihâvend/Aksak şarkısını iki güftesiyle ve sayın hocamız Prof.Dr.Zeki ATKOŞAR’ın yeniden düzenlediği -el yazması- notasıyla takdim ediyoruz. Sayın hocamıza teşekkürlerimizi ve saygılarımızı bir kerre daha arz ediyoruz

Nihâvend/Aksak şarkının Muallim İsmail Hakkı Bey’in (1866-30 Aralık 1927) yayımladığı “Câmiü’l Elhân” -1086 sahife- güfte/şarkı mecmûasından alınmıştır. Muallim İsmail Hakkı Bey’le ilgili kısa bir bilgi arzetmek isterim.Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisinde yer alan bilgilere göre: “…İsmâil Hakkı Bey özellikle bestekârlığı ve hocalığı ile tanınmıştır. Saz semâisi, peşrev, longa, oyun havası, zeybek, kâr, kâr-ı nâtık, beste, semâi, şarkı, köçekçe, marş, tevşîh, durak, ilâhi, şuğul, nefes gibi Türk mûsikisinin hemen her formda 2000 civarında eser vermiş nâdir sanatkârlarındandır. Çok kolay beste yaptığı, ders verirken bir taraftan da eser bestelediği söylenir. Canlı, yumuşak ve lirik bir üslûbun hâkim olduğu eserlerinde zengin ifade gücünden doğan melodik yapının yanında geniş bir ufuk gözlenir. Yılmaz Öztuna’nın listesini verdiği toplam 940 eserin yarısından fazlası şarkı formundadır. Eserleri arasında, “Gülşende yine âh u enîn eyledi bülbül” mısraıyla başlayan rast ve, “Seni hükm-i ezel âşûb-i devrân etmek istermiş” mısraıyla başlayan nihâvend şarkılarıyla, “Dü cihânın mefhari” mısraıyla başlayan uşşak ve “Kullarında yok sana lâyık metâ” mısraıyla başlayan eviç ramazan ilâhisi günümüzde okunan eserlerinden birkaçıdır. Mehmed Âkif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nı rast makamında besteleyen (1922) İsmâil Hakkı Bey’in aynı makamda bestelediği, “Ordumuz etti yemin” mısraıyla başlayan Ordu Marşı ve “Ey şanlı ordu ey şanlı asker” mısraıyla başlayan Tekbir ve Cenk Marşı ile mâhur makamındaki, “Gāfil ne bilir neşve-i pürşevk-i vegāyı” mısraıyla başlayan Mehterhâne-yi Hâkānî Marşı da günümüze çok az eserle intikal etmiş mehter repertuvarının sevilen örnekleri arasındadır…”

Hacı Ârif Bey Nihâvend/Aksak şarkısı. “Bülbül-i dem-beste etdi nâle vü feryâd ü dîl…” “Câmiü’l Elhân” (C.Bağır)

Şarkı                          Hacı Arif Bey
(Aksak)

Bülbülü dem-beste etdi nâle vü feryâd-ı dîl
Dil figân etdikçe ey gonca-dehânım sen de gül
Çünki sen bir kerre gülsen açılır bin tane gül

  Nakarat
Kâse-i çeşmimdeki kândır sakın zannetme mül

Derd-i aşkındır beni bülbül gibi nâlân eden
Âteş-i hicrindir her dem sînemi sûzân eden
Kahr ü cevrindir ki dâim çeşmimi pûr-hûn eden

  Eyzan

Yine güftenin bugünki Türkçe ve uyaklı olarak şiirsel yazımını yapan Dr.Mesut ERSÖNMEZ beyefendiye de teşekkürlerimizi ve saygılarımızı arz ediyoruz

Feryâd edip inleyerek susturdu bülbülü gönül
Gönül böyle ağladıkça, gonca ağızlım sen de gül
Çünki sen bir kerre gülsen, açar hemen bin tane gül
Gözlerime kandır dolan sanma sakın şarap değil

Aşk acındır bülbül gibi inletip beni ağlatan
Ayrılığın ateşidir bağrımı yakan durmadan
Ezip üzmendir her zaman gözümü kanla dolduran
Gözlerime kandır dolan sanma sakın şarap değil

Sizlere Sadi Yaver Ataman’ın “Mehmet Sadi Bey” kitabından ve Hacı Ârif Bey’le ilgili anılardan -dergimizin geçen aylarda yayımlanan sayılarında yer alan bölümlere ilave olarak-alıntılarla nakletmek istiyorum:
(…)
“-Hangi faslı emredersiniz efendim!
 -Hangi besteyi arzu buyurursunuz?
O gayet nâzik cevap veriyordu:
 -Gönüllerden ne tulû ederse efendim.

Çalınan eserleri dikkatle takip ediyor, bâzan bal mumundan dökülmüş denecek kadar güzel elleriyle, belli etmeden usûl tutuyordu.

Ara taksimi yapan tanbûrî (bir ihtimalle Tanbûrî Ali Efendi, Tanbûrî Tahsin Bey, Tanbûrî Cemil Bey, Tanbûrî Ömer Fâki Bey, Tanbûrî Cemil Bey’in ağabeyi Tanbûrî Ahmet beylerden biri olacaktır. Bütün bu zevat Mehmed Sadi Bey’in konağında yapılan musiki toplantılarına katılan sanatçılardı) kürdili hicazkârda karar verdi. Üstadın (Hacı Ârif Bey’in) bu makamın mucidi olduğu malûmdu. Mehmet Sadi Bey:
 -Hazretim dedi, iltifatınıza intizar ediyor.
Üstad okumaya başladı. Geniş salonda çıt yoktu, herkes huşû ile dinliyordu. Bu ses lâhûti bir âlemden (Allah katından) geliyor gibiydi.”

Prof.Dr.Zeki ATKOŞAR ‘ın yazmış olduğu notaya aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki yazımızda buluşmak ümidiyle. Saygılarımla.

Yazıyı Hazırlayan: Coşkun BAĞIR

Not: Bu yazı “DÜŞÜNCE ve TARİH” Dergisi’nde 2020 yılı Ekim ayında yayımlanmıştır.