Sabite Tur Gülerman kimdir?

SABİTE-TUR-GÜLERMAN2
  • Doğum Tarihi: 1927
  • Doğum Yeri: Çorum
  • Ölüm Tarihi: 27 Mayıs 1989
  • Defnedildiği Yer: İstanbul – Küçükyalı Kabristanı

Vefası hayli eksik olan bir alemde, hiçbir zaman eskimeyen ve asla unutulmayan bir isim bırakmak sayılı insana nasip olur. Sabite Tur Gülerman’ın adı da, ruhunu nağmelerle besleyen nice insanın yuvasında her daim anılır, yıllarla ölümsüzlük yarışına giren kayıtları hayranlıkla tekrar tekrar dinlenir… Kulaklarda onun sesinin ilk yankılandığı an, kalpler “mükemmellik” olgusunun somut bir örneğiyle tanışmış olmanın şaşkınlık ve heyecanını taşır. Adına musiki denen ve de ilmi sonsuzluğa uzanan bir sanat dalının içinde daima olgunlaşan, yükselen ama kendisiyle yarışırcasına hep daha üstün mertebeleri hedefleyip, sağlığı elverdiği müddetçe sanat aşkıyla giriştiği çetin mücadelede galibiyeti göğüslemeyi başaran bu emsalsiz sanatkâr, musiki aleminin erişilmesi zor zirvelerinde sayısız kere zafer bayrağını dalgalandırır…

Emniyet mensubu olan babasının görevli bulunduğu Çorum ilinin Kargı ilçesinde dünyaya gelen Sabite Tur’un ailesi, doğumdan kısa bir süre sonra İstanbul’a yerleşir. Sabite Tur ilkokul sıralarında farkedilen müzik yeteneğini geliştirmesi için eğitim hayatı boyunca hocalarının teşvikini görür. Kendisini hayranlıkla dinleyen öğretmenlerine Muhlis Sabahattin’in operet şarkılarını okuyan bu küçük kız, yıllar içinde Muhlis Sabahattin’in kızkardeşi Neveser Kökdeş’in ölümsüz eserlerini geniş kitlelerin ilgiyle beklediği plaklara okuyan bir sanatkâr olacaktır…

Okul sıralarında adından söz ettiren bir öğrenci olduğu gibi; 6 Haziran 1941 Cuma günü, Beyoğlu Kız Ortaokulu’nda tertiplenen “Yeni Mezunlara Veda Müsameresi”nin yıldızı da Sabite Tur olur. Musikideki ilk hocası klarnet üstadı Salih Orak ile bu gecede tanışırlar. Genç kızın sesindeki ışığı farkeden Salih Orak onu okul sıralarından gazino sahnelerine taşıyacaktır. Sabite Tur kısa bir süre sonra Cumhuriyet Gazinosu’nda sanat hayatına adım atar. Nihayet halkla buluşmuştur. Aradan geçen birkaç yıldan sonra 1948’e gelindiği zaman musiki hayatını derinden etkileyecek en büyük kararı vererek Ankara Radyosu’nun sınavına girer ve kazanır. O artık bir radyo sanatkârıdır; sanatında bihakkın yükselecek, icra tekniğindeki fevkaladelik gün be gün artacak, daima klasik eserler sunduğu halkın gözünde farklı bir şöhret elde edecektir. İşte bu farklılık nedeniyle sahnelerde, plaklarda ve radyoda devleşen dört efsane kadının saltanatı devam ederken kulaktan kulağa yayılan “Sabite Tur” adı her zaman ayrı bir kesime hitap eder; sahnenin istediği özelliklere ters düşen bazı tabuları olan bu genç ve başarılı okuyucu, klasik üslubun meftûnu olan dinleyici kitlelerinin baş tacı ettiği bir sanatkâr olarak radyo ve saygın musiki çevrelerinde uzun yıllar kalpleri fetheden rüzgarlar estirir…

Ankara Radyosu’ndaki musiki çalışmalarına birkaç sene devam eden Sabite Tur, İstanbul gazinolarından kendisine yöneltilen sık ve ısrarlı teklifler karşısında, 1951 senesinde Müzeyyen Senar’lı, Perihan Altındağ Sözeri’li zengin Tepebaşı Gazinosu programının üç büyük solistinden biri olmak üzere İstanbul’a gelerek sahnelere dönüş yapar. Bir sene sonra sinema ve operet sanatçısı Refet Gülerman ile evlenecek ve 1954 yılında oğlu Cengiz’i dünyaya getirecektir…

Mikrofonda devleşen Sabite Tur Gülerman, yuvasında; güzel yemek yapmayı, ev işleriyle uğraşmayı, bol bol okumayı, itina ile baktığı karanfil ve şebboylarını çok seven bir ev kadınıdır. Tüm bunların yanında “eğer sanatkâr olmasaydım mutlaka su sporlarıyla uğraşırdım” diyecek kadar denize düşkündür ama yaşanılan zaman musikimizin en parlak dönemidir ve o, çok sevdiği denizle sadece senede birkaç kez hasret giderebilmektedir. Musiki çalışmalarının bir hayli yoğun olarak devam ettiği bu devirlerde bir taraftan Ankara Radyosu’nda başladığı eğitimine ve ilgiyle takip edilen emisyonlarına İstanbul Radyosu’nda devam eder, diğer taraftan da hocası Selahattin Pınar’dan musiki dersleri alır. Genç yıldızın disiplinini, çalışkanlığını ve kişiliğini çok takdir eden ve ona bir kardeş samimiyetiyle yaklaşan Selahattin Pınar; Sabite Tur Gülerman’a bütün eserlerini geçecek, sahne ve radyo çalışmalarında ona en büyük desteği verecek, en yeni bestelerini plaklara okutacak, Gülerman’ın sesiyle yücelen “Söndü yadımda akisler gibi aşkın seheri” isimli evcârâ eserini mezarı başında okumasını vasiyet edecek kadar büyük hayranlık duyacaktır. Sabite Tur her güzel sesin hakkıyla okuyamayacağı derecede zor olan bu eseri, Selahattin Pınar’ı kaybettiğimiz 6 Şubat 1960 tarihinin haftasında, büyük bestekârın mezarının başında okuyarak hocasının vasiyetini yerine getirir… Aynı eseri 1975 senesinin şubatında gerçekleştirilen “Selahattin Pınar’ı Anma Konseri”nde de okuyup, yüreğinden sesine akseden duygu yoğunluğunu, aynı üstünlük fakat farklı bir olgunlukta televizyon ekranlarından tüm Türkiye’ye sunacaktır…

Sabite Tur Gülerman

Sabite Tur Gülerman sanatında yetkin ve her daim aranan bir solist olacak kadar ünlense de İstanbul, Ankara ve İzmir gazinolarında uzun süre devam ettirdiği sahne çalışmalarında hissettiği heyecan hiçbir zaman kaybolmaz. Ömrünün son aylarında katıldığı bir söyleşide bu heyecan ve titizliğin geçirdiği ciddi rahatsızlıklara sebep olacak boyutlara ulaştığını söyler. Bugün adeta bir senfoni gibi dinlenen icra kayıtlarını berrak sesine borçlu olduğumuz sanatkâr, seyirciden hiçbir tenkit almamak için elinden geleni yapan ve yaşadığı stresin sağlığına mâl olduğu zor zamanlar geçiren bir mükemmeliyetçilik abidesidir. Sahnede ilk defa kendisinden duyulmasını istediği oldukça nadir eserlerden oluşan bir repertuarı hatasız olarak sunma ilkesi onun vazgeçilmezi olur. Kendisiyle yapılan röportajlarda büyük dinleyici kitlelerini peşinden koşturacak popüler eserleri okumaya müsait bir yapısı olmadığını söyler. İlkelerinden doğan sorumluluğun bilinciyle sürdürdüğü yoğun ve disiplinli çalışmaların birikimini dinleyicisiyle buluşturacağı anlarda hissettiği gerginliğin yüzüne ve hareketlerine yansıdığı fark edilse bile ilkelerinden taviz vermez. Netice olarak, bazı çevrelerce repertuarı ağır bulunan sanatkârın sahne programlarında “halka inme” politikasını uygulanması gerektiği 1950’li yılların ortasında gündeme gelir. O dönemde Sabite Tur’u savunarak bu fikre karşı çıkan ilk isim kıymetli üstad Selahattin Pınar olur. Pınar’ın “Sanatkâr halkın zevkini yükseltmekle yükümlüdür. Halka inmek söz konusu olamaz, halkı yukarılara çekmek lazımdır. Sabite bunun mücadelesini veriyor…” sözleri musiki tarihimize kazınır ama sahnenin bu mücadele için uygun şartlara sahip bir saha olmadığı kısa sürede anlaşılır. Bu sebepledir ki Sabite Hanım, en büyük saz üstadlarının refakatinde, en seçkin gazinolarda aralıklarla sürdürdüğü sahne programlarının bir yıldızı olmak yerine radyonun yıldızı olmayı seçmiştir. Seçtiği bu yol, hem çağdaş hem de klasik besteleri operayı andıran bir üslupla terennüm edebilen ve birçok eseri yorumuyla tarihe bırakabilecek çalışmalara imza atmak isteyen bir yüksek koloratur soprano için en doğru yol olur…

Takvimler 1970’lere doğru hızla ilerlerken radyo dünyasında gölgelenemeyecek parlaklıkta bir şöhreti bulunan Sabite Tur, hayatımıza televizyonun girmesiyle birlikte bu mecrada da başarılı konserler vermeye başlar. Sanatta anlayışın oldukça değişeceği bir dönemin ayak sesleri duyulurken sanatkârlığının en iyi devirlerini büyük müzisyenlerle geçirdiği için kendini çok mutlu hissettiğini söyleyecektir. “Keman sesli sanatkâr” yoz müziğin hızla yayılmasının ve musiki camiasında verilen önemli kayıpların ardından bir daha asla yaşanamayacak ihtişamda olan bir dönemin de sonuna gelindiğinin farkına varır. 1981 Eylül’ünde radyodan emekli olduğunda henüz 54 yaşındadır ve 1941’de bir müsamere gecesinde tanıştığı dinleyicilerinin huzurundan 40 yıl boyunca neredeyse hiç ayrılmamıştır. Radyo seansları, sahne çalışmaları, televizyon programları, okuduğu film müzikleri, nihavent ve suzinak makamlarında bestelediği iki eser, başrolünü oynadığı bir sinema filmi ve doldurduğu onlarca plakla müziğin var olduğu her sahada çalışmış ve başarmıştır…

27 Mayıs 1989 günü, Türkiye Cumhuriyeti devletinin sanatına atılan silinmez imzalardan birinin sahibi olarak hayata veda eder…

Aynı mesleği yaptığı sanatkâr arkadaşları vefatının ardından onun sesini “istese cam bir bardağı kırabilecek kadar güçlüydü” diyerek tanımlarlar. Kişiliğini “şefkatli ve yardımsever” olarak özetleyenler de vardır, “mert ve sözünü sakınmazdı” diyenler de… O iyi bir dost, ulaşılmaz bir sanatkârdır. O, bir kutudan yayılan sesin yüzbinlerce yuvayı ısıttığı radyolu yılların gerçek kahramanıdır…

Aziz hatırasına sonsuz bir sevgi ve minnetle…

Yazıyı Hazırlayan : Arda Doruk

Yararlandığım kaynaklar:
🔸  Radyo Haftası, Radyo ve Sahne, Foto Magazin Dergileri
🔸  Selahattin Pınar’ı Anma Programı, TRT 1975
🔸  Taş Plaktan Bugüne, TRT 1988