Fulya Akaydın kimdir?

Doğum Tarihi: 1908
Doğum Yeri: İstanbul
Ölüm Tarihi: 19 Ağustos 1975
Defnedildiği Yer: İstanbul – Zincirlikuyu Mezarlığı

Fulya Akaydın’ın biyografisini sizlere Hilmi Rit’in Ses Dergisi Türk Müziği Ansiklopedisi için gerçekleştirdiği “Fulya Akaydın röportajından” aktarıyoruz…

Az çok lâkırdı anlayacak ve biraz da konuşacak yaşa geldiğim zaman annemden daha çok, ablam Enise Can ‘ın ninnileri ile büyüdüğümü ve bebek yaşta iken kulağımın ve ruhumun Türk musikisi ile adeta yoğurulmuş bulunduğunu hissediyordum. Yedi yaşıma geldiğim zaman bu duygumun el ile tutulacak kadar bariz bir vasıfta benliğimde tecelli ettiğini gören ablam, bana keman dersi vermeye başladı ve bu dersler bir sene kadar devanı etti. İlk Türk musikisi zevk ve feyzini kendisinden aldım. O tarihlerde ablam Enise Can, Darülelhan’da sersazende idi. Sanatkarlar ve bilhassa üstadlar arasında bile en ufak bir eser için dahi bir türlü birlik temin edilemediğini görünce, beni müsbet ve istikrarlı bir musikiye ulaştırmak için ebeveynim ile birlikte karar vererek batı musikisi öğretmeyi muvafık bulmuşlar. Batı musikisinde ilk hocam, Oresti Çalapatani’dır. Müteakiben on üç yaşımda iken büyük bestekar Franz Liszt’in talebesi olan ve Muzika-i Hümayun’da muallimlik eden Mösyö Hege’den ders almaya başladım. Bundan sonra sırasıyla merhum Seyfettin Asal ve son olarak da hürmetkarı bulunduğum kıymetli hocam Cemal Reşit Rey’den piyano derslerine devam ettim.

Batı musikisi dersleri ve buna paralel olarak piyano çalışmalarım devam ettiği müddetçe evimizde her fırsatta yapılan Türk musikisi topluluğundan son derece istifade ettiğim muhakkaktır.

Batı musikisi derslerim haricinde, hemen her gece ruhumun isteği olan ve hayran olduğum Türk musikisini
ablam bana taliın eder ve mütemadiyen bu vadide bilgimin artmasına gayret sarfeder, ben de kendisinden öğrendiklerimi piyanoda tatbik ederdim.

Türk musikisine fiilen intisabımın mutluluğunu üstadımız merhum Ali Rifat Çağatay’a borçluyum. Ablam Enise Can‘ın müessis aza olarak bulunduğu Şark Musiki Cemiyeti’ne kendisi ile birlikte misafir olarak devam eder ve cemiyette fırsat buldukça piyanoda Türk musikisi çalışmaları yapardım. Bu çalışmalarım o zaman cemiyet reisi ve şef olan Üstat Ali Rifat Çağatay’ın nazarı dikkatini celbetmiş olacak ki Kadıköy’deki Hale Tiyatrosunda verilecek bir konserin 30 kişilik heyeti meyanında Faize Hanım piyano ve Gazi Osman Paşazade Cemal Bey armonium çalacaklardı. Konsere on dakika kala Faize Hanım’ın rahatsızlanmasından dolayı konsere iştirak edemiyeceği haberi gelmesi üzerine merhum Ali Rifat Bey kolumdan tutarak “”Küçük, otur şu piyanonun
başına … ” dedi. Çalınacak eserlerle kulağım doluydu fakat hiçbir provaya iştirak etmemiştim. Bu mazeretimi dermeyan edince merhum Ali Rifat Bey «Ben sana güveniyorum, sen şeytan çekicisin, başarırsın””
diye teşvik etti. İlk defa olarak Şark Musikisi cemiyetinin konserine bu şekilde iştirak ettim. Ancak o geceki heyecanımı hatırladıkça hala kalbimin atışı değişir ve mütehassis olurum. Her halde muvaffak olmuşum ki, o tarihten sonra merhum beni bilâhare tesisi ettiği Türk Musikisi Ocağı’na piyanist aza olarak aldı ve bu cemiyetin bütün konserlerine iştirâk ettim.

Fulya Akaydın ve Enise Can

İstanbul Radyosunun Yeni postahane üstündeki ilk teşekkülünden itibaren bugüne kadar piyanom ile muhtelif neşriyatlara katıldım. Halen de bugünkü İstanbul Radyosunda çeşitli yayınlara girmekteyim. Eski tarihlerde birçok konser ve musiki icrasında kendilerine refakat ettiğim kıymetli üstadımız Refik Fersan ile gene kıymetli sanat arkadaşım Fahire Fersan, sesimi de beğenirler ve konserlerine ayrıca sesimle de refakat ettirirlerdi. Bundan cesaret alarak radyoda sesimle neşriyat yapmaya karar verdim. İlk defa şarkı söyleyeceğim akşam mikrofonun karşısında pür heyecan bekliyordum. Neşriyata birkaç dakika kalmıştı. O zamanlar müstear nâmı ile neşriyat yapmak adeta moda olmuştu, hürmet ettiğim kıymetli sanatkar Mesut Cemil Bey de spikerimiz idi. Yanıma yaklaşarak yavaşça kulağıma «Ne isim kullanacaksınız» dedi. Ben şaşırmış lakırdı edemez hale gelmiştim. Zeki arkadaşım durumu derhal kavradı ve «Canım, küçük iken anneniz sizi ne diye severdi?» dedi. Ben de «İnci kızım diye severdi» der demez o dakikada açılmış bulunan mikrofona döndü, «Şimdi İnci Hanımdan şarkılar dinleyeceksiniz» diye anonsunu yaptı. Bu hadise benim ‘için hoş bir hatıradır.

Musiki hareketleri arasında kendime piyano öğretmenliğini meslek olarak seçtim. Kadıköy Halkevinde on iki sene fahriyyen piyano öğretmenliği ve koro şef muavinliği vazifesiyle batı musikisinde birçok talebe yetiştirdim. Bu meyanda Üniversite Talebe Cemiyeti Reisi Profesör Hıfzı Timur Bey’in daveti üzerine «Üniversite Türk Musikisi Korosu» nu, bilahare ablamın da iştirakiyle, ilk defa olarak tesis ettik. Sekseni mütecaviz talebemiz vardı. Solfej, nota ve musiki öğreterek müteaddit Türk musikisi konserleri verdik. Halen devam etmekte olduğum piyano hocalığımın süresi otuz beş seneyi bulmaktadır,

Ses Dergisi Türk Müziği Ansiklopedisi “Fulya Akaydın Röportajı” – Hilmi Rit

Sanatçımızla ilgili daha fazla bilgi sahibi iseniz “Kaynak Kişi” olarak katkılarınızı bekliyoruz. Bilgilerinizi E-posta aracılığıyla veya İletişim sayfasından bize iletebilirsiniz.