Feyzi Aslangil kimdir?

Doğum Tarihi: 1910
Doğum Yeri: İstanbul
Ölüm Tarihi: 22.08.1965
Defnedildiği Yer: İstanbul – Zincirlikuyu Mezarlığı

Türk Musikisi’nin en unutulmaz piyano icrâcılarından Feyzi Aslangil musiki hayatını şu kelimelerle anlatmış:

1910 senesinde İstanbul’da Beyazıt semtinde doğmuşum. Hariciye memurlarından Abbas İhsan Emiraslani ve Mektebi Sultanî (Galatasaray) müderrrislerinden Muallim Feyzi Efendi kızı Mihriban Hanım’ın oğluyum. Küçük yaşta musikiye olan aşk ve hevesim dolayısıyle Saint Benoit Lisesi’ndeki tahsilime fazla devam edemedim. Ailemin bu kabiliyetime anlayış göstererek tuttuğu hoca ile piyano çalışmalarıma başladım. Çalıştığım enstrüman icâbı Garb musikisine intisabım lâzım gelirken ruhi bir arzu ile Türk Musikisini bu enstrümanda tatbike çalıştım. Bütün ısrarlara rağmen bundan vazgeçmeyerek gayemde muvaffak olmaya başladım. Az zamanda gösterdiğim kabiliyet, Türk Musikisi nağmelerini piyano üzerinde tatbik etmem, evvelce buna mümanaat eden aile efradı ve dostlarımın dikkat nazarlarını çekmiş olacak ki bu defa onlar da beni teşvike ve hattâ tebrike başladılar. Aradan geçen bir hayli zaman sonra kendimde bulduğum bu sana kabiliyetimi bir dost keşfetmiş olacak ki beni o zamanın ünlü bir topluluğu olan Darüttâlim-i Musiki Heyetine takdim ve tavsiye etti. Bu heyette az zamanda toplu olarak çalışmak bana çok büyük faydalar temin etti.

Daha sonra Türk Musikisi topluluklarının pek fazla rağbette olduğu Sirkeci semtindeki Balkan gazinosunda ve oradan sırasıyla Şişhane’de merhum Hâfız Burhan topluluklarında çalışmak suretiyle artık bu sanata tamamiyle intisab etmiş bulunuyordum. Bu hâlim aile muhitinde pek hoşa gitmemiş olacak ki mühim bir mevkî sahibi olan babam bu işten vazgeçmemi, aksi halde beni reddetmek suretiyle aile efradından sileceği tehdidine rağmen aşk ile sarıldığım bu sanata azimle devam ettim. Babamın “Seni ancak bir şartla affederim, kendine seçtiğin bu meslekte yekta olduğun takdirde kapım sana açıktır” demesi ve bir müddet sonra “Seninle iftihar ediyorum” demek suretiyle kapanan aile kapılarının tekrar açılması, daha çok çalışmak suretiyle bu mesleğe sarılmama vesile oldu.

1933 senesinde büyük şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy’un yeğeni Hâlet ile evlendim. Yine aynı tarihte Türk Musikisi’nin büyük otoritesi Münir Nûrettin Selçuk’un konserlerine iştirake başladım.

En büyük bahtiyarlık ve şeref duyduğum an ise, bu toplulukta o devrin İktisat Vekili’nin evinde Büyük Atatürk’ü tanımam ve bu büyük insanın huzurunda verilen konserde şahsıma gösterdikleri takdir ve iltifat dolu kıymetli sözlerdir: “Piyano Türk Musikisi’ne uymaz derlerdi, fakat sen bu sözü tamamen cerhetmişssin, seni tebrik ederim.” İşte bu büyük iltifat bugün gibi hâlâ kulağımda çınlar. Başarımın mükâfatı olarak birçok toplantılara beni ismen davet etmişlerdi. Bu büyük huzurda duyduğum heyecan ve hazzı daha sonraları devlet misafiri olan hiçbir hükümdar, kral ve reisicumhur huzurunda duymadım. O huzur başka bir huzurdu…

Milliyet Gazetesi Türk Müziği köşesi – Hazırlayan: Hilmi Rit (24.08.1967)

Sanatçının ilk kez musiki eğitimi aldığı hocası keman ve piyano çalmasını bilen Setrak Efendi olup Darüttâlim-i Musiki Heyetine girmesine sebep olan kişiler ise vali Fahri Bey ve Neyzen İhsan Bey’dir.

Yazıyı Hazırlayan : Sefer KARABÜK

Yararlandığım kaynaklar:
🔸  Bizim Yıldızlar Ansiklopedisi – Zeki Tükel
🔸 Milliyet Gazetesi Arşivi

Sanatçımızla ilgili daha fazla bilgi sahibi iseniz “Kaynak Kişi” olarak katkılarınızı bekliyoruz. Bilgilerinizi E-posta aracılığıyla veya İletişim sayfasından bize iletebilirsiniz.